Ülkücü Medya

MHP'NİN TARİHİ MİSYONU NEDİR?

MHP'nin tarihi misyonu nedir? Türk milliyetçiliği Cumhuriyet'in kuruluş temellerine ve amaçlarına uygun mudur? Milliyetçi-Ülkücü Hareketin dünyaya nizam, adalet ve sükûn vadeden bir medeniyet tasavvuru var mıdır?

MHP'nin Tarihi Misyonu Nedir?

13 Nisan 2019 Cumartesi 19:47

Milliyetçi-Ülkücü Hareket; bir ihtiyacın, doğal bir toplumsal refleksin sonucunda şartların husule getirdiği yarım asırlık siyasi cereyandır." ifadelerini kullanan MHP Genel Başkan Yardımcısı Semih yalçın, Türkiye'yi meydana getiren bütün unsurları kucaklayan bir fikirler bütünü niteliğindeki Türk milliyetçiliği, Atatürk'ün başlattığı ulus devlet sürecinin tamamlanmasını hedef aldığını. O bakımdan Cumhuriyet'in kuruluş temellerine ve amaçlarına uygun olduğunu söyledi.

Türk milliyetçiliği fikriyatını, alt kültür değerlerine ve etnik aidiyetlere dayanan diğer mikro milliyetçilikler ve sığ ideolojilerle karıştırmamak gerektiğine dikkat çeken Yalçın, Türkçülük, 'Türk milliyetçiliğinin kısa veya özel adıdır.' ifadeleriyle günümüz siyasetine ışık tutacak değerlendirmelerin özeti şöyle:

Türk kavramı, Türkiye'de yaşayan herkesi aynı şemsiyenin altında toplayan, vasi, kucaklayıcı ve ihata edici, kültürel bir kavramdır. Türkçülük,  Türk tarihinin getirdiği binlerce yıllık birikim ve toplumsal gelenekleri yansıtan cihanşümul bir idealdir. Türk milletini sevmek ve onun bekası, refahı için çalışmak ülküsüdür Türkçülük.

Milliyetçi-Ülkücü Hareket ve MHP, Türk milliyetçiliğini çağın gerekleri doğrultusunda yorumlayan bir sosyolojik gerçeklik ve siyasi fenomendir. Milliyetçi-Ülkücü Hareketin dünyaya nizam, adalet ve sükûn vadeden bir medeniyet tasavvuru vardır. Bu tasavvurun sponsoru da kefili de kendi kültürel birikimimiz ve zengin tarihimizdir. 

Milliyetçi-Ülkücü Hareket; bir ihtiyaçtan doğan yarım asırlık siyasi cereyandır.

Başbuğ Alparslan Türkeş'in siyasi tarihimize doğduğu yıllar'ın cancılı yıllar olduğunu belirten Yalçın, Türkeş, içinde yer aldığı 27 Mayıs Askerî darbesi sırasında Türkiye'nin savunmasız vaziyette olduğunu, hayatını idame ettirecek bir devlet felsefesinden yoksun olduğunu gördüğünü, hem ordudaki hem de ülkedeki Amerikan nüfuzunu, etkisini görmüş ve bundan müteessir olduğunu belirten Yalçın; "Türkiye'nin meçhul bir istikamete sürüklenmemesi için 13 arkadaşıyla birlikte çaba göstermiştir. Ancak ABD ve CIA Türkeş ve arkadaşlarının girişimlerinden rahatsız olmuştur. ABD başta olmak üzere Batı dünyası, darbe sonrasında milliyetçi grubu oluşturan 14'lerden değil; Batıcı olarak nitelenen karşı gruptan yana tavır koymuştur. Neticede 14'ler tasfiye ve yurt dışına sürgün edilmiştir.  ABD ve CIA'nın Türkeş'le arkadaşlarından rahatsız olduğunu ve harekete geçtiğini gösteren dönem belgeleri yayımlanmıştır. Türkeş; sürgünden döndükten sonra, Cumhuriyet'in kuruluş yıllarındaki devlet felsefesini iyi özümsemiş, Atatürk'ün Türkiye'ye nasıl bir yön vermek istediğini ferasetle görmüş bir Türk milliyetçisi olarak döneminin fevkinde bir siyasi program ortaya koymuştur. " dedi.

ABD ve Batı, Türk milliyetçiliğini siyasi bir program ortaya koyarak temsil etme çabalarından rahatsız olduğu Türkeş'i bundan sonra sürekli tarassut ve takip ettiğini belirten Semih Yalçın, "İlginçtir Alparslan Türkeş'e faşist yaftasını ilk yapıştıran, ne komünistler ne de dönemin Sovyetleridir. ABD'nin rahatsızlığı yansıtan 1 Ocak 1973 tarihli CIA raporunda Türkeş, "neofaşist lider" olarak nitelendirilmektedir. Bu bile Alparslan Türkeş'in çizdiği politik yolun doğruluğuna bir kanıttır. Batı dünyasını asıl rahatsız eden husus, Alparslan Türkeş tarafından ortaya konan doktriner Türk milliyetçiliğinin çapı ve evsafıyla hedefleridir." dedi.

9 IŞIK, ALPARSLAN TÜRKEŞ'İN BİR FANTEZİSİ VEYA HAYAL MAHSULÜ DEĞİLDİR. AKSİNE, TÜRKİYE'NİN GELECEĞİNİ DÜŞÜNEREK HAZIRLANMIŞ BİR SİYASİ, EKONOMİK VE KÜLTÜREL BİR PROGRAMDIR

Türkeş; Türk gençliğinin önüne, atalarının emperyal birikimine dayanarak yeniden lider ülke olma hedefi koyduğunu hatırlatan ve bunun da Batı'yı rahatsız ettiğini belirten Semih Yalçın; "9 Işık, Alparslan Türkeş'in bir fantezisi veya hayal mahsulü değil, aksine Türkiye'nin geleceğini düşünerek hazırlanmış bir siyasi, ekonomik ve kültürel programdır. Alparslan Türkeş, Türkiye'yi 21. yüzyıla taşıyacak ve güçlü, lider ülke seviyesine çıkaracak formülün, Türk milliyetçiliğinin yeniden devlet felsefesinin cevheri hâline getirilmesi olduğunu ferasetle görmüştür. Böylece, müthiş bir teorisyen olarak Türk siyaset hayatında temayüz etmiştir. " dedi.

Alparslan Türkeş,Türk milliyetçiliği fikriyatının kültürel ve sosyolojik platformdan siyasete taşınmasını, politik hayatın vazgeçilmez aktörü ve dominant faktörü hâline gelmesini sağladığını belirten Semih Yalçın, Günümüzde merhum Alparslan Türkeş'in büyük fikrî mirası, MHP ve Ülkücü Hareket tarafından gururla, iftiharlakabul edilip yaşatılmaktadır. İnönü'lü CHP ve Demokrat Parti dönemlerinde ırkçılıkla aynı kefeye konularak dışlanan Türk milliyetçiliğinin hakikatte Türk milletinin ve Türk devletinin kurtuluş reçetesi olduğu görülememiştir. Siyasi iktidarlar yıllarca bindikleri dalı kesmekle kalmamış, ana gövdeye de zarar vermişlerdir. Türkiye'nin en sancılı dönemi olan 70'li yıllar, kökleri dışarıda olan yabancı ideolojik akımların küresel aktörler tarafından sevk ve idare edilmesi yüzünden heba olmuştur. O yılların tozu dumanında Türkeş'in üstlendiği misyonun değeri yeterince anlaşılamamıştır. Kurduğu Milliyetçi-Ülkücü hareketin sadece komünizme karşı mücadele eden tepkisel bir akım olduğu düşünülmüş, hatta devletin dinamik güçleri tarafından zararlı ideolojilerle aynı kefeye konulmuştur." dedi.

12 Eylül 1980 Askerî darbesinin arkasında batılılar olduğunu belirterek, darbeden önce Türkiye'de bulunan ABD büyükelçisi kendisiyle yapılan mülakatta darbenin başarısını MHP'nin işlevine son vermesine bağladığını paylaşan Yalçın, "Türkeş'in 9 Işık adıyla şekillendirdiği doktriner Türk milliyetçiliğinin, genç kuşaklarda aidiyet hissini mensubiyet şuurunu güçlendiren ve dolayısıyla milletimizin bekasını hedefleyen üstün nitelikli bir "ülkü" olduğu geç idrak edilmiştir." dedi.

Alparslan Türkeş; sabırlı ve kâmil bir insandır. Bilge bir lider olarak yaşadığı bütün olumsuzluklara çektiği bütün çilelere rağmen "Yiğit başından âli eksik olmaz." anlayışıyla hareket etmiştir. 

1990'lı yıllar onun bir aksakal, bir bilge lider olarak zirveye çıktığı yıllar olduğunu söyleyen Yalçın, Bu sayede Milliyetçi-Ülkücü Hareketin de milletimizin varlık sigortası olarak idrak edildiğini, O dönemde;Türkiye'nin içeride ve dışarıda maruz kaldığı bölücü tehdit karşısında Türk milliyetçiliği fikriyatını devletin bünyesine bir elbise, doğal bir kalkan gibi giydirmeyince kışın çıplak sokağa çıkmış bir insan gibi korumasız kalacağı ortaya çıktığını söyledi.

12 Eylül 1980 öncesinde iç savaşı vatan sathına yaymaya çalışan ama karşısında Milliyetçi-Ülkücü Hareketi bulan ayrılıkçı hareketlere yön verenler darbeden sonra yeni alternatiflere girişti. Bunlardan biri devlet kurumlarındaki FETÖ yapılanması, diğerleri de temelleri 1960'lı yıllarda Atılan ayrılıkçı Ermeni ve Kürt hareketinin bileşimiyle oluşturulan ikiz kardeşler ASALA ve PKK'dır. 

ASALA ortadan kalktıktan sonra, güçlerini PKK'nın desteklenip güçlendirilmesine vermişlerdir. Bu,Türkiye'yi hedef alan küresel aktörler için stratejik bir tercihtir. Kürt hareketi için müsait bir sosyolojik ortam meydana getirdiği hesaba kattılar.

TÜRK MİLLİYETÇİLİĞİNİN KİTLELER ÜZERİNDEKİ ETKİSİNİ İLK KEŞFEDEN MUSTAFA KEMAL ATATÜRK'TÜR

Türk milliyetçiliğini Batı'daki kötü örnekleriyle karıştırmamak, hele de etnik ve mikro milliyetçiliklerle kıyaslamamak lazımdır. Türk milliyetçiliğinin kitleler üzerindeki etkisini ilk keşfeden ve olanca kuvvetiyle kullanan Mustafa Kemal Atatürk'tür. Atatürk, Türklük sevgisinin kitleler üzerinde kamçılayıcı, teşvik edici şahlandırıcı bir tesir icra ettiğini bizzat müşahede etmiştir.  Atatürk Millî Mücadele yıllarında Meclis Başkanı ve Başkomutan iken askere heyecan vermesi için Mehmet Âkif'e ısmarlanan İstiklal Marşı, içinde ırkçılık bulunmayan bir milliyetçiliğin nefis bir Türkçeyle dile getirilmesi olmuştur.  Öyle ki İstiklal Marşı yalnızca askerimizi değil, bütün Türk milletini ayağa kaldırmış, millî duyguları coşturmuştur.  İstiklal Marşı aynı zamanda milletin şuuraltında, genlerinde var olan bir imanın küllerini savurarak bir daha sönmeyecek bir bağımsızlık koru hâline gelmesini sağlamıştır.  Milletin bir iman cevheri hâlinde sinesinde sakladığı beka ve istiklal azmi, Atatürk'ünTürk milliyetçiliğini Cumhuriyet'in temel harcı hâline getirme kararı vermesinde amil olmuştur.  Cumhuriyet Türkiye'si, bütün acı tecrübelerden sonra Atatürk'ün attığı adımların Türkiye'nin tek kurtuluş çaresi olduğunu görmüştür.

15 Temmuz 2016'daki ihanet kalkışması, ülkeyi yönetenlerin icraatta ulus devlet ipine sarılmaktan başka yol olmadığını ibretle görmelerine vesile olmuştur.

Emperyalist saldırılar karşısında Türkiye'nin bölgesinde ayakta kalması için Cumhuriyet'in kuruluş felsefesinden asla uzaklaşmaması ve ne yapıp edip ulus devlet sürecini tamamlaması gerektiği ortaya çıkmıştır. 

Bu olgunun son 50 yıldakibaşat aktörünün, Milliyetçi-Ülkücü Hareket ve onun siyaset platformundaki temsilcisi MHP olduğuna şüphe yoktur.

MHP'nin misyonu, sadece büyük hedeflere yürüyen bir siyasi parti olmaktan öteye doğrudan Türk devletini birlik ve bütünlüğüne, milletimizin bekasına hizmet etmek üzere kurgulanmış hayati bir vazifedir. 

MHP'nin bugünkü politikalarını da bu çerçevede mütalaa etmek lazım geldiğini belirten Yalçın, "MHP'nin Türk siyasi hayatında icra ettiği fonksiyonu anlamaktan aciz olanlar, büyük bir yanılgıyla kimi zaman onu sığ bir ideoloji partisi, kimi zaman da iktidarın payandası gibi nitelendirmektedir. Oysa MHP, tarihî bir görevi yerine getirmektedir. MHP; Türk milletinin varlık mücadelesinin ateşleyicisi ve sigortası, toplumsal özgüven ve sağduyunun dayanağı, geleceğimizin garantisi konumundadır. Bütün bu fonksiyonları nedeniyledir ki MHP, hasım ve muarızlarının karalama kampanyalarının hedefi olmuştur. MHP'nin icra ettiği işlevin baltalanması için başta FETÖ olmak üzere birçok şer odağı tarafından özellikle şahıslar üzerinden etkisizleştirme, değersizleştirme kampanyaları yürütülmüştür. " dedi.

MHP kurulduğu yıllardan bugüne içeriden ve dışarıdan birtakım ayrıştırıcı nifak hareketlerine de maruz kaldığını, İçeride sözde bazı muhalif hareketler desteklenmek suretiyle yıpratılmaya çalışıldığını, MHP'nin yolunu kesmek, siyasi müessiriyetini yok etmek, dominant karakterinidumura uğratmak amaçlanmış ama başarılamadığını belirten Semih Yalçın,

"Türk milliyetçiliği davasının bir "şahıslar ve kişilikler" hareketi olmadığı, Türk milletinin kalbinden doğan bir kurtuluş ve bağımsızlık pınarı olduğu öngörülememiştir. Milliyetçi-Ülkücü Hareket bir dava hareketidir. Mücadelesini verdiği dava, bir insanın gelecek beklentisi değil, uğrunda ölünesi bir milletin beka davasıdır. Onu sözde"iyilik" olsun diye satmak, bu aziz millete yapılacak kötülüklerin en büyüğüdür. Tarih, ihanetin bedelini acı şekilde ödeyenlerin ibret dolu hikâyeleriyle doludur.  Süleyman Özmenleri, Alpaslan Gümüşleri, Yusuf İmamoğluları, Fırat Çakıroğluları unutanlar, Alparslan'ı da Fatih'i de Yavuz'u da, Atatürk'ü de unutmuşlar demektir. İhanetin anatomisi çıkarıldığında görülür ki buna yeltenenlerin, ait oldukları camiaya mensubiyetleri pamuk ipliğine bağlıdır. Bunlar, camianın siyasi ve ideolojik gücünü yansıtan fikirlerin ağırlığı altında ezilerek ilk fırsatta başka mahfillere kapılanmanın çarelerini aramaya başlamaktadır.  Bu gibilerin aidiyet duygularının zayıf olduğu, beraberce oturulan sofrayı her fırsatta devirmeye müsait oldukları, kendi kusurlarını düzeltmeye gayret etmek yerine yol arkadaşlarında kusur aramayı yeğledikleri görülmektedir.  " dedi.

ÜLKÜCÜLER; ÜÇ HİLALİN GÖLGESİNDE TOPLANMAYI YEĞLEMİŞLERDİR

Ülkücüler; bir Yusuf bir, Kerem gibi Ülkü denen nazlı geline bağlanmışlar, üç hilalin emin gölgesinde toplanmışlardır.  Hiçbir kişisel beklenti, başkalarının sergilediği hiçbir beşeri hata, hiçbir insani kusur onların davlarından vazgeçmelerine engel teşkil etmemiştir. Ülkücüler, Başbuğ Alparslan Türkeş gerekse verilen binlerce şehidin manevi varlıklarını daima yanı başlarında ve gönüllerinde hissetmişlerdir. Ülkücüler, milletimizin bekası uğrunda canlarını feda eden şehitlerimizin omuzlarına her babayiğidin taşıyamayacağı kutlu bir yük bırakarak aramızdan ayrıldığını hep hatırda tutmuşlardır.

Yorumlar
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren ve imla kuralları ile
yazılmamış yorumlar onaylanmamaktadır.