Ülkücü Medya

İSLÂM’DA İNFAKIN/YARDIMLAŞMANIN ÖNEMİ

Muharrem Günay SIDDIKOĞLU

02 Ekim 2019 Çarşamba 09:57

Hadid Suresi yedinci ayette :  “Allah ve resulüne iman edin. Size istihlaf buyurduklarından infak edin” deniliyor. Bakara suresinde de  “Onlar ki gaybe iman edip namazı dürüst kılarlar ve kendilerine verdiğimiz rızıktan (Allah yolunda) harcarlar” buyruluyor.

Görüldüğü gibi bu ayetlerde Allah’a ve resulüne imanla infak etmek birlikte emredilmektedir.

İnfakın nelerden yapılacağı bu ayette çok net biçimde tanımlanmaktadır. (Allah’ın bize istihlaf ettiği her şeyden) infak edeceğiz.

 İnfakın anahtarı istihlaf kelimesidir. İstihlaf, Hulf, halife kelimelerinden meydana gelir.

Yeryüzünde bizi kendi halifesi olarak yaratan Allah, Bizden halifesi ve vekili olarak, yarattıklarından infak etmemizi emrediyor. Bu nedenledir ki; yeryüzünde tüm mahlûkata karşı, özellikle de insanlara karşı tam manasıyla ilahi sıfatların temsilcisi gibi hareket etme durumundayız. Sanki bir müessesenin vekil harcı gibi çevremizdeki herkesin ihtiyacını gidermekle yükümlüyüz. Böyle olmasaydı Allah “İnfakı, size verdiğim nimetlerden verin” emrini bu tarzda açıklamazdı. 

Allah’ın yarattığı ve bize emanet olarak verdiği nimetlerden gerektiği gibi infak etmezsek, halifelik görevini yerine getirmemiş oluruz. Hilafet görevini yerine getirmeyen ve Allah’ın verdiği mallardan infak etmeyenler Hadid suresi 10. ayette şöyle uyarılıyor:

 “Allah yolunda niçin infak etmeyesiniz ki? Göklerin ve yerin mirası zaten Allah’ındır.”

Şunu çok iyi bilmek zorundayız ki; malı imtihan olarak bize ve­ren Allah, onun iktisap ve sarf yollarını da bize göstermiştir. Nereden kazanacağız ve nerelerde harcayacağız? Bunu da göster­miştir Allah. Bunu bizim keyfimize bırakmamıştır yâni. Öyleyse kendi kendimize ihtiyaç kapıları açmamalıyız. İhtiyacın tespitinde Rasulullah ve saha­benin yaşantısını dikkate almak zorundayız. Bu konuda Rasulullah şöyle buyurmuştur:

 “Sadakanın en değerlisi; fakirin gücü nispetinde gizlice başka bir fakire verdiği sadakadır

"Yarım hurmayla da olsa kendini cehennemden ko­rumaya çalış "

Yarım hurma, ne kadar da az değil mi? Ama ne kadar da çok ki, cehennemden kurtarıyor. Ne kadar az, ama ne kadar çok. Meselâ on ton hurması var adamın, bir tonunu veremiyor, ne kadar fukara. Ama berikinin bir tek hurması var ve yarısını bölüp birine verebiliyor, ne kadar zengin değil mi? Yâni demek istiyorum ki, ço­ğalsın da öyle verelim, zenginleşelim de ondan sonra verelim diye beklemeyelim sa­kın, çünkü çoğaldıkça zorlanıyoruz. On ton da bir tonu vereni pek gö­remiyoruz ama iki tane olup da birini vereni çok görüyoruz yani. Yüz milyarda on milyarı vereni pek göremiyoruz, ama yüz milyonda bir milyonu vereni çok görüyoruz.

Evet, infaka dayalı bir hayat mü'minin hedefi olacak. Benim fazla malım yok, ben infak edemem de diyemeyiz.

Zira infakta belli bir ölçü yoktur. Şu kadar olacaktı, bu ka­dar ol­mayacaktı diye bir ölçü yoktur infakta. Hattâ bakın Rasulullah Efen­dimizin bir hadislerinden öğreniyoruz ki:

“İnfak edecek hiçbir şeyi olmayıp da malını Allah yolunda infak eden kişiye imrenip: "Benim de olsaydı; ben de onun yaptığını yapardım!" diyen kişi sevapta di­ğerine müsavidir." Çünkü Sevgili Peygamberimizin ifadesine göre:”Müminin niyeti amelinden hayırlıdır.”

Bir Müslüman’ın malı var ve onu kendisine veren Allah hatırına ihtiyaç içinde kıvranan kardeşlerine infak ediyor. Bir başka Müslüman da elinde, avucunda verebilecek bir şeyi olmadığı için üzülüyor ve şöyle diyor: “Eğer Rabbim, o kardeşime verdiği gibi bana da vermiş olsaydı, elbette ben de aynen o kardeşimin yaptığı gibi bol bol infak ederdim” Sevgili Peygamberimiz .”İşte bu iki kişi sevapta birbirine eşittir” diyor.

Kimi müfessirler âyetin tefsiriyle alâkalı olarak diyorlar ki:

"Verdiğimiz ilimden onlar da başkalarına öğretir­ler, infak ederler"

Şeklinde anlamaya çalışmışlardır. Öyleyse infak etmek için sa­dece mal mülk sahibi olmak gerekmeyecektir. Birine bir âyet anlatma­nız infaktır. Yâni şu anda ben infak ediyorum demektir. Birinin hayva­nına yükünü kaldırmasına yardım etmeniz, birine yol gösterivermeniz, emr-i bil’maruf yapmanız, gördüğünüz bir kötülüğü men etmeniz bu anlamda infaktır. Hasta ziyaretine gitmeniz infaktır. Bir müslüman kardeşinizin yüzüne gülüvermeniz infaktır.

“Verdiğimiz rızıklardan infak ederler” diyor Allah. Öyleyse rızık olarak ne vermişse Allah onu infak edeceğiz. İlim mi verdi Allah, rızık olarak? Akıl mı verdi? Sıhhat mi verdi? Basîret, zekâ mı verdi? El mi verdi? Dil mi verdi? Boş zaman mı verdi? Bunları infak edeceğiz. Sahip olduğumuz her şeyi, her türlü im­kânı Allah yolunda seferber etmektir infak.  Tüm hayatı Allah için ya­şamaktır.

Peygamberimiz buyuruyor ki: “Bir yudum su bile olsa gerek kendiniz, gerekse ölmüşleriniz için sadaka verin. Buna gücünüz yetmiyorsa Kur’an’dan bir ayet okuyunuz. Kur’an’dan bir şey okumasını da bilmiyorsanız, Allah’tan affınızı dileyin”, “ (Bir) sadaka yetmiş türlü kötülüğün kapısını kapatır. On kat sevap kazandıran, yetmiş kat sevap kazandıran, yedi bin sevap kazandıran. (sadakalar vardır) Birincisi yoksul ve düşkünlere verilen sadakadır. İkincisi akrabaya, üçüncüsü mümin kardeşlerinize, dördüncüsü de ilim peşinde koşanlara verilen sadakadır.”

İnfak, genel mânâsıyla bizzat malın verilmesidir. Biz de inşallah bugünden sonra Allah’ın bize verdiklerinden mutlaka infak edelim. Güç olarak, ilim olarak, imkân olarak, zaman olarak infak edelim.

İnfakta Azlık Çokluk Değil, Oran Önemlidir

Her zaman söylediğimiz gibi İs­lâm’da determinizm/gerekircilik anlayışı yoktur. Yâni bin lira infak eden bin liralık sevap kazanır, bir milyar lira veren de bir milyarlık sevap kazanır diye bir şey yoktur İslâm’da. Meselâ düşünün ki bir adamın bir çuval hur­ması var, bir başka adamın da bir tek hurması var. Bir çuval hurması olan adam yüz hurmayı çıkarıp fakirlere veriyor, bir tek hurması olan da bölüp onun yarısını bir kardeşine infak ediyor. Şimdi hangisi üs­tündür bunların? Yarım hurma veren değil mi? Neden? Çünkü birinin bir çuval hurması vardı, bunlardan yüz tanesini infak etti, geri kalan hurmaları kendisine kaldı, ama berikisinin bir tek hurması vardı, bölüp onun yarısını infak etti. Ona ihtiyacı varken, kendisine ancak yetebile­cekken yarısını veren bu ikinci kişi ötekisinden daha üstündür. Hatta malının yüzde doksanını bile “gösteriş” için veren kişi sevap kazanmak şöyle dursun günaha girer. Demek ki bütün ibadetlerde olduğu gibi infakta da esas olan Allah rızasını kazanmaktır.

Evet, unutmayalım ki infakta azlık çokluk değil, oran önemlidir. Bin lirası olup da onun beş yüzünü infak eden bir Müslümanın ulaştığı sevaba ulaşabilmesi için, bir milyonu olan mü’minin beş yüz bin lirasını infak etmesi gerekmektedir. Hz Ali efendimizin rivayet ettikleri bir hadislerinde Allah’ın Resûlü bu hususu şöyle anlatır:

“Resulullaha üç grup geldi. Onlardan biri: “Benim yüz dinarım vardı, onunu tasadduk ettim” dedi. Öbürü: “Benim on dinarım vardı, birini tasadduk ettim” dedi. Diğeri de: “Benim tek bir dinarım vardı, onun on da birini tasadduk ettim” dedi. Bunun üzerine peygamber aleyhisselâm şöyle buyurdu: “Hepiniz sevapta eşitsiniz. Çünkü her bireriniz malının onda birini sadaka olarak vermiştir.”

Allah korusun günümüzün Müslümanları çoğu maalesef bu âyet­lerden ve hadislerden habersiz bir hayat yaşamaktadırlar veya bildikleri halde bilmez gibi davranıp,  kâra dayalı, kazanma esasına dayalı, lükse ve israfa dayalı bir hayat programı gerçekleştirmenin he­sabı içine düşmektedirler.

Bakıyoruz bugün, he­men hemen Müslümanların hepsi, siyasetçisi, hacısı; hocası da dahil olmak üzere geceli gün­düzlü daha fazla kazanmak, daha fazla büyü­mek, daha büyük eko­nomik güce erişmenin hesabı içinde çırpın­maktadırlar.

Müslümanlar bunu din adına yaptıklarını söyleyebilmektedirler. Efendim Müslüman zen­gin olmalı­dır. Bugün bizlerin zengin olma hedefimiz, büyüme iste­ğimiz, daha fazla ekonomik güce ulaşma programımız daha iyi, daha faziletli Müslüman olmak, Allah rızasını kazanmak, iyilikte, ihsanda, infakta bulunmak, İ’lâ-yı Kelimetullah yani Allah’ın adını yüceltmek içindir. Daha Müslümancı bir ha­yata ulaşmak için­dir; Karun gibi, firavunlar gibi yaşamak için değildir.

İşin bir başka garip yönü de bugün Müslümanlar, “Allah için ka­zanıyoruz” dedikleri halde kazandıklarını Allah için değil de, hep kendileri için harcıyorlar. Atlarını, arabalarını daha lüks hale getir­mek için, ev eşyalarını değiştirmek için, kılık kıyafetlerini değiştir­mek için, yeme içmelerini farklılaştırmak için, sofralarını zengin­leştirmek için harcıyorlar. Çoğu fabrikasında çalıştırdığı işçin in hakkını vermiyor. Çalıştırdığı işçiyi asgari ücrete mahkûm etmiş durumda. Bumudur Allah için kazanmak? Bumudur Müslüman olmak?

Ey Müslümanlar! Şunu hiçbir zaman unutmayalım ki Allah rızasını kazanmak iddiasıyla topladığınız mallar, Allah yolunda ve Allah’ın emirleri doğrultusunda harcanmadıkça sizleri Allah’tan, imandan ve Kur’an’dan ayırmaktan başka bir işe yaramaz. Öyle ise tez elden aklımızı başımıza toplamak ve Müslüman gibi davranmak zorundayız. 

Allah’ın kendilerine lütfünden verdiği nimetlere karşı cimrilik edenler, bunun, kendilerim için hayırlı olduğunu sanmasınlar. Hayır! O, kendileri için şerdir. Cimrilik ettikleri şey kıyamet gününde boyunlarına dolanacaktır. Göklerin ve yerin mirası Allah’ındır. (Al-i İmran,3/180)

Öyleyse evlerimize götürdüklerinizden başkalarının evlerine de gitmesini sağlayalım. Giydiğimizden başkalarının da giymesini, yediği­mizden başkalarının da yemesini sağlayalım! Paylaşmadan yana olalım. Başka kardeşlerinizi de düşünelim.

Yorumlar
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren ve imla kuralları ile
yazılmamış yorumlar onaylanmamaktadır.