Ülkücü Medya

İDEOLOGYAMIZ: TÜRK-İSLAM ÜLKÜSÜ

Ahmet Alperen Cengiz

21 Haziran 2019 Cuma 19:04

İnsanı, cinsi tanımlamadan, toplumsal ‘’insan’’ tanımına en uygun hale getiren unsurlardan biride bir amacının olmasıdır. Bu amaç ferdi ve şahsi olmaktan ziyade toplumsal gaye gütmek, daha edebi tabirle bir dert ile dertlenmektir. Şahsi çıkarların olmadığı, maddesel kazancın elde edilmediği, kendinden ziyade diğerlerinin düşünüldüğü amaç, kişiyi ‘’toplumsal insan’’ tanımlamasına en uygun hale getirmeye çalışır.

İdeolojimiz Büyük Türkiye’yi amaçlayan, özgürlüğü elinden alınan Türklerin hürriyetine kavuşmasıyla devam ederek tüm Türkleri tek bir çatı, tek bir bayrak altında toplamak, hemen ardından İslâm âlemini sömürü ellerden, kapitalist ve emperyalist zümrelerden kurtarmak olan Türk-İslam Ülküsüdür.

Türk-İslam ideologyası sıralı amaçlardan oluşan, aynı zamanda kişinin ahlaki, iktisadi ve sosyal davranışlarını da şekillendirir. Yani yalnız bir siyasal cereyan değil aynı zamanda insanın karakteristik özelliklerini belirlemekle beraber sosyolojik bir mefhumdur. Bu bizim gündelik hayatımızdaki davranışlarımızdan tutunda ikili insan ilişkilerimize ve ticari davranışlarımıza kadar bir disiplin düzenlemesidir.

Milletimizin kimliğinde onu tanımlayan iki kelime vardır: Türklük ve İslâmiyet…

İşte fikir sistemimizin inşası bu iki temel üzerinde gelişim göstermiştir. Varlık âlemindeki yaşayışımızın adı Türklüktür. Türk kültürünü korumak ve tarihi sorumluluklarımızı yerine getirmek gayemizdir. Tüm Türkleri özgürlüğüne kavuşturmak, iktisadi, sosyal ve insani refaha ulaştırmak ülkülerimizin arasındadır. Turancılık, ülkü sahamızın ana temalarından biridir. Türk milletinin asırlardır çektiği özlem ve aralarında duvar gibi örülen sınırların ortadan kalkması ise en büyük hayalimizdir.

İslâmiyet Türklerin milli dini olmuştur. Öncelikle bireysel olarak, sonra topluluklar, en sonunda da kitlesel ve devletler olarak Müslüman olan Türkler, İslam dinini çok iyi benimsemiş, İslam yönetimi içerisinde aktif bir rol oynamıştır. İnandığımız dinin toplumsal emirlerini (gaza ve cihat, nizam-ı âlem ve İ’lây-ı Kelimatullah) yerine getirmeyi tarih boyunca başarmış bulunmaktadır.

Türk-İslam ülküsü: Türklüğün gurur ve şuurunu, İslâm ahlak ve faziletiyle bütünleştirip bunu bir yaşam felsefesi, bir inanış düsturu haline getirmesidir. Hz. Hasan’ın, Türk milletine ettiği duanın, kabul görmesinin farz-ı sorumluluğunu taşımak, bu uğurda düşünce dünyasını geliştirmektir. Arvasi Hoca’nın tabiri ile ‘’Türk Milletini iki cihanda kurtuluşa erdirme’’ davasıdır. İdeolojimiz yalnız dünyevi ve maddi hususları değil, ahiri ve manevi olguları da taşımaktadır. Türkeş’in Türk Milletini davet ettiği ‘’Ben sizi sokaklarda satılan demokrasiye değil, hak yoluna, hakikat yoluna, Allah yoluna çağırıyorum.’’ Diyerek ise güncelin siyasi konularına uyarak değil, davanın perspektifi ile günceli değerlendirme gayesidir.

Türk-İslam ülküsü bir rejim taraftarlığı yapmaz. Yaşanılan dönemin siyasi ve sosyal şartları içerisinde, davanın temel fikirlerine aykırı gelmeyen, o dönem içerisinde milletin refahını ve huzurunu arttıracak ve İslam’ın inanç sistemine aykırı gelmeyecek her yönetim sistemini kabul ve makul görür.

Bilim ve teknik alanında herkese elini uzatan ve herkesten gereken bilgiyi almayı öngörür. Lakin ahlaki ve kültürel olarak kendi harsını yaşatmayı emreder, devşirilmeyi ve başkalaşmayı reddeder.

Türk-İslam Ülkücüsünün milliyetçilik anlayışı ‘’İslâm’ın sınırları içerisinde sınırsız milliyetçiliktir.’’ Milliyetçiliği kuru bir üstünlük taslama gayesi görmekten öte Türk milletini ilimde ve teknikte, siyasal ve sosyal alanda geliştirmek ve ileriye götürmektir. Milliyetçiliği realist bir çerçevede gelişir, içi boş romantik sözleri reddeder. Turancılık, vazgeçilmez ideallerinden biri olan Türk-İslam ülküsünün İslami itikadı ise ehl-i sünnet ve’l cemaattir. Müslümanlığını Hanefi-Maturîdi itikadınca yaşar ve İslamiyet’i yaşayış biçimi hoşgörü, adalet ve gazâdır. Allah’ın son peygamberi ve sevgilisi olan Hz. Muhammed’e (s.a.v) duyduğu sevgi ve bağlılık tüm varlıkların üstünde, güttüğü idealler ise yalnızca Allah’ın rızasını kazanmak üzeredir.  Türk-İslam Ülkücüleri Hoca Ahmet Yesevi Hazretleri’nin bu yüzyıldaki talebeleridir. Hoca Ahmet Yesevi’nin Alp-Erenlerindendir. Kimi zaman Alp olur yiğitçe, kimi zaman Eren olur hoşgörü ile…

Türk-İslam Ülkücüleri memleketin hal-i pürmelâli karşısında gündelik siyasi olaylardan daha çok idealleri ve problemlerin temelinde ki fikri münakaşayı çözümlemek zorundadırlar. Ülkücüler dağın eteklerinde ki çürümüş otları koparmak ile uğraşmaz. Onlar, dağın zirvesine çıkıp doğacak olan güneşin sıcaklığı ile yanacaklarını bile bile elleriyle getirerek dağın eteklerindeki tüm çiçeklere can olur.

Emperyalistlerin kültür ve medeniyetimize karşı gerçekleştirmiş oldukları faaliyet ve organizasyonlar, gençliğimizi zehirleyerek başkalaştırmaktadır. Milletimizin tarihi bağları her geçen gün kopmakta, kültürel olarak Batılılaşmakta, dil olarak ise ne olduğu belli olmayan bir ahvale doğru ilerlemektedir. Milli benliğini popüler kültür nesneleri ile çürüten milletimiz, inancını ise yine aynı organizasyonların bir ürünü ile Ortadoğu düşmanlığı güderek eritmektedir. Siyasal ve sosyal olayların reaksiyonlarını din ile ilişkilendiren emperyalistler, maalesef ki milletimiz üzerinde az ya da çok başarılı olmaktadırlar. İnsanımız seküler bir hal alıyor, ben egosuna kapılarak milli birliktelik şuurundan uzaklaşıyor. Bir avuç insan ise daha önceleri de nitelendirdiğimiz gibi kendilerinin değil ‘diğerlerinin’ derdiyle dertlenerek milletinin üzerine karabulut gibi çökmüş bu kirli planları ortadan kaldırarak, devletinin ve milletinin refahı için çalışmaktadır.

Ne yazık ki kendilerini değil de, milletinin derdi ile dertlenen Türk milliyetçileri, Türk-İslam vatanında hor görülmekte, çağdışı olarak nitelendirilmektedir. Ülküsü, soyunun diğer çocukları ile tek bir çatı altında yaşamak olan, tüm İslâm vilayetlerinin hür ve bağımsız bir şekilde yaşaması gayesini güden, yeryüzüne tarihinden aldığı ilham ile adalet, nizam ve hoşgörü dağıtmak hedefi bulunan Ülkücüler, hiçbir zaman başka milletlere uşaklık yapmamıştır. Türk’ün cihana hükmetme ideali batılı birkaç yobaz gibi emperyalist ve kapitalist emellere alet olmak için değil, tam aksi yeryüzünde bir tek mazlumun dahi gözyaşını dindirebilme davasıdır. Bahsi geçen ideolojinin gütmüş olduğu milliyetçilik anlayışı ise gelişmeciliği ve ilmi emreder.

Türk-İslam ülküsü içerisinde birçok ideolojiyi barındıran bir mefhumdur. Turancılık, Milliyetçilik, Türk-İslam Birliği gibi birçok mefhumu, milli ve manevi süzgecinden günümüz siyasi ve sosyolojik tespitlere göre özünden ayırmadan yoğurup, milletinin huzur ve yükselişi için milletine sunmuştur. Ülkücü bir nevi arı gibidir… Arı, tüm çiçeklerden topladığı nektarları kendi bünyesinde öğütleyerek bal yapar. İnsan saf bir çiçeği yiyemez lakin arının yaptığı balı da severek yer, sağlığına da oldukça faydalıdır. İşte Ülkücü birçok mefhumu toparlayarak kendi bünyesinde milletinin ve devletinin lehine öğütleyerek milletine sunar. İşte bu mefhumlar yani hâsılı Türk-İslam ülküsü, Türk milletinin yararınadır.

Velhasıl Türk-İslam Ülkücüleri; Anadolu’nun garip çocuklarıdır. O çocuklar dünyanın zevki sefalarını elinin tersiyle itip, hayatının en güzel yaşlarında ellerinde kitap, kalplerinde iman ve akıllarında vatan ile kırık bir gönül ve birde birkaç damla gözyaşı ve kan ile harmanlanmış çocuklardır.

Yorumlar
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren ve imla kuralları ile
yazılmamış yorumlar onaylanmamaktadır.